Dido Butica

 Ne yani! Atla deve değil. Altı üstü bir elbise diktim.

Benim ofisim bir alışveriş merkezinin hemen üzerinde. Pek tabi gidip bir elbiseyi satın alabilirim. Bu sadece birkaç dakika vaktimi alır. Ama benim diyeceğim o değil. Herhangi bir markanın elbisesini giymek ya da giymemek hiç derdim değil. Orayı çoktan geçtim. Belki de tam olarak hiç oraya gelmedim.


Zamanında tekstil sektörünün iletişimi ile ilgili bir projede bilinen firmaların ofislerini görme ve üretim süreçlerini  uçtan uca inceleme fırsatım olmuştu. Şimdi evimdeki masanın üzerinde duran dikiş makinesi ile, o projeden edindiğim izlenimler bir bir ortaya döküldü.

Biz, nesil olarak, çok hızlı bir hayatı deneyimliyoruz. Endüstri devrimi üçü tamamladık, dörde doğru gidiyoruz. Hızlıca alabiliyor, hızlıca satabiliyor, yavaş yavaş çalışarak ödediğimizden hızlıca şikayet edebiliyoruz. Oysa dakikasında tükettiğimiz hiçbir şey bizlerin onu tükettiği kadar hızlı üretilmiyor. Sektör profesyonelleri bir elbisenin dikiminin maliyetini ve bir çalışanın bunun için makine başında harcadığı süreyi pek tabi biliyorlardır. Karlılık buna bağlı zira. Ama biz tüketiciler bilmiyoruz. Bunları bilmenin modası geçmiş. Bizse modanın peşinden gidiyoruz. Giydiğimizin bize de başkalarına da bir zaman maliyeti var. Dünyaya maliyeti de cabası. Tüm bunları hiçe sayarak yaşadığımızı apaçık ortaya çıkarmaya, baştan sona bir tek elbise dikmek yetti de arttı bile.

Dikiş dikmek başlı başına bir süreç. Dedemden, anneannemden, annemden bana aktarılan genler çalışıyor sanırım. Bu süreçten keyif alıyorum. Ama dedim ya, bir süreç işte. Bir parmak şıklatmada olup bitmiyor her şey. Bir bakıyorsun, alt ipi bitmiş;  bir bakıyorsun ip kopmuş; bir bakmışsın altına toplanmış iplikler. Hay Allah, yoksa tersten mi dikmişisin orayı, sil baştan. Ve tabi ki izi kalacak. Sen bileceksin. Bittiğinde ürün kusursuz olmayacak, ne yazık ki! Ve üstelik hepsi senin hatan! Ve hatasıyla sevabıyla üzerine giyeceksin elbiseyi. Bundan daha iyi hayat tarifi mi olur? Soran olursa şöyle söyleyin. Dikiş dikmek hayat gibi, hata yapmaya gönlü olmayan başına oturmaya niyet etmesin!

Dikiş dikerken fark ettiğim bir diğer konu da: duygular. Benim bu yaşımın aydınlanması da bu yandan oldu. Bindiğim hız treninden indim. Duygularımı cebime koyup yürümeye koyuldum. Fark edebildiklerim için çok mutluyum. Fark edemediklerim için ise aramaya devam ediyorum. Makinenin başındayken de tıpkı böyle oluyor. Canı sıkıldığı halde aman bitsin diye dikiş dikmeye devam edersen aksilikler başlıyor. Sıkıldım mı, fark edeceksin. O sandalyeden kalkacaksın. Ve sonra başka bir an devam edeceksin. Üzgünsen, kızgınsan, kırgınsan ya da ne bileyim başka bir duygu baskınsa içinde, ve sen bunu fark edemiyorsan, dikiş ilerlemiyor. İşte bir hayat analojisi daha. Akışta kalmak dedikleri. Fark etmedikçe bir yere gitmiyor duygular. Ve kararları onlar alıyor. Ve eğer fark etmemeye devam edersen, vücut ölçülerine uymayan bir elbiseyi giyiveriyorsun. Sonrası, iç sıkıntısı...

Velhasıl dostlar, giydiğim sıradan, fabrikasyon bir elbise değil!
Fabrikada, gürültülü makinalar başında dikiş diken binlerin, motor başında sıcakta yol tüketen kuryelerin, mağazalarda ayakta bekleyen temsilcilerin olduğu bir dünyada, hayat gibi hatalarıyla mükemmel bir elbise. Dido Butica  gururla sunar!


Comments

Popular Posts