Apokaliptik Dünya
Bölümün önündeyiz. Şahap kulaklıkları kulağıma vermiş "Apocoliptica" dinliyorum. Henüz kablosuz kulaklıklar icat olmamış. Ayrı kabloları birer kulağımıza takıp bir ağızdan "bittersweet"
dinliyoruz birlikte. Şimdi baktım. Her boku bilen Google şarkının 2005 yapımı olduğunu söylüyor. Kafamın içinde şarkıyı nota nota çalan yaylılardan bihaber...
Bu sabah seneler sonra bizim evde kahvaltı ettik Neco'yla. İkimiz de evlenmişiz. İkimiz de benzer yaşlarda ikişer erkek evlat sahibi olmuşuz. Ne şahane...
Ve ne kadar acı ki, Neco memleketini yerle bir eden depremden dolayı bir nevi mecburi misafirlik yapıyor Ankara'da. MFÖ'nün zamanında dediği gibi: "Mecburen". Şu yazdıklarımın gerçek olacağını rüyamda görsem inanmazdım. Yaşam bazen inanılır gibi değil. İnanmak bazen dayanılır şey değil.
Anlatılmaz bişey Did. Walking Dead gibi oldu memleket. Çok acayip... Bir çay daha demliyorum. Aslında belki çay değil, rakı içmeliyiz. Bizden önceki neslin çocuğunlukla yaptığı gibi hayata küsüp, kadehlerde aramalıyız çareyi... Heyhat! Rakı çok pahalı. O boku da yiyemiyoruz. Yepyeni bağımlılıkların kimseye bir şey kazandırmayacağını biliyoruz. Aptal değiliz. Ama nasıl olup da bu noktaya geldik onu bilmiyoruz. Ve nasıl düzeleceğini hiç mi hiç bilmiyoruz. O kadar okudun Didem sen de mi bilemiyorusun hala nasıl çözüleceğini? Bilmiyorum. Katsayım çok az. Ancak hayatımdan gelip geçenlere etki edebiliyorum. Yeni hayatlara dokunmak için şanslar yaratıyorum. Ve zihnimde sürekli yeni yeni sorular. "Düşünce nasıl ayağa kalkılır?" "Belirsizlikle nasıl başa çıkılır?" "Başka türlü olabilir miydi?" Bak mesela tam şu anda Bülent Ortaçgil fısıldıyor kulağıma "Olamaz mı? Olabilir!"
Gerçekten "Apocaliptic" zamanlarda yaşıyoruz. Bir yandan AI webservisleri benim yazmak için saatlerce uğraştığım kodları çatır çatır yazacak seviyede, bir yandan eşitsizlik almış başını gitmiş. Bazı kıtaların adı esamesi okunmazken ötekiler rüyamıza giriyor. Rüyamıza giren Avrupa'nın burnunun dibinde Ulkrayna'da savaş devam ediyor. Ukraynalı Natali ve Annesi enkazdan sağ çıkmışlar. Anne savaştan kaçıp depreme yakalanmış. Çekirdek ailelerini bir araya getirmek için başka bir Avrupa ülkesi bakıyorlar kendilerine. Bir bavula sığan, göçmen hayatların özlemini duyan milyonlar oluşuyor bir yanda. Bir yanda molozlarla örtülüyor bağlar, bahçeler, vadiler, kuş evleri, dereler ve çocukların öyküleri. Daha oniki olmadan en yakın arkadaşını kaybeden Mustafa'yı iyi hissettirmeye çalışacağız "batılı" yaklaşımlarımızla. "Batıl" inançlarımızla ve cehaletimizle geldiğimiz bu apokaliptik dünyadan, markalı ayakkabılarımızla yürüyüp gideceğiz. Arkamızda bıraktığımız izi umurumuza bile takmadan.
Açtım bizim çok bilmişe sordum. Apocaliptica ne demek? "dünyanın topyekûn yıkımını, yok oluşunu veya gelecekte çok kötü karanlık olayların, felaketlerin olacağını ifade eden yunanca kökenli sıfat"mış kendileri!
Taktım kablosuz kulaklıkları, (kaseti)koydum "bittersweet" dinledim.
Yarın, Apokaliptik Dünya'da yeni bir gün.
Vurdum kafayı yattım!
Uykuyu kadere bıraktım!



Comments
Post a Comment