Covid-19 isimli perona hoş geldiniz!
Korona virüsü gündemine biraz dışarıdan bakıyorum. Kaygılı değilim. Bu halime ben bile şaşıyorum. Sanki astronot kıyafetim ile aydan bizim mavi noktaya bakar gibi. Bir ilginç ruh hali...
Bu hal yeni değil. Sanırım bu fikirler kafamda bir tutam toz gibi uçuşurken, okuduklarım ve dinlediklerimle kendime bir miğfer örmeye çalışırken, bu Covid-19 denen müsibet, geldi Dünya'nın gündemine oturdu. Miğfer dediğin seni kayadan korur belki ama virüsten koruyamıyor işte... Bunu da biliyorum. Çok bilenin burnu boktan çıkmıyor.
Çok garip ve aynı zamanda çok inanılmaz değil mi? Gözünle göremediğin bir yaratık var. Canlı desen değil, ölü desen değil. Ve o yaratık koskoca Dünya'yı hallacın pamuğu attığı gibi attırabiliyor. Dünyadaki düzenin olağanüstülüğüne hayran olmamak elde değil!
"Kızım nasıl bir kafadasın sen, neredeyse virüse güzelleme yazacaksın?" diyebilirsiniz. Derseniz de hakĺı olursunuz. Ama bir de şu gözle bakın. Bu gözün görmediği küçücük varlık, dünyada herkesin üzerine birleştiği, birleşmek zorunda kaldığı ortak nokta. Görülemeyecek kadar küçük bir ortak nokta. Bir virüsün yarattığı çelişkinin güzelliğine bakın.
Dünyanın eşitlik fikrinden uzaklaştığı, internetin, serbest piyasanın, paranın geçer akçe olduğu; ekonomik büyümenin, küresel iklim krizinin bile önünde durduğu bir zamanda şunu düşünmekten kendimi alamıyorum: ataların söylediği gibi, bir musibet, bin nasihatten iyi midir dersiniz? Hatırlayın dünyanın yarısının hiç interneti olmadı. Virüs gündemini internetten takip edip, depresyona girecek konfora hiç ulaşamadılar zaten.
Çok eşitlikçi bir şey bu virüs. Herkese bulaşabilir. Devlet başkanına da, evsize de, evliye de, bekara da... ırkı, rengi fark etmeksizin herkese... Dünyanın en çok araba üreten ülkesisin mesela, paran çok ama iş virüse geldim mi, kapitalist kararların işe yaramıyor. Çok acayip çok... Akla ve bilime uzak karar almak daha da beter yapıyor ortamı. Mecburiyetten akılcı karar alıyorsun. Çevrene adamlar diziyorsun. Kendi avaneni yaratıyorsun, paranın üzerinde resmin var belki... Gel gör ki gözünün görmediği minicik bir virüs sana hiç de işine gelmeyen kararlar aldırıyor. Bak Allahın işine diyesim geliyor. Ya da İngiltere olup, ölen ölür kalan sağlar bizimdir diyorsun. İçin dışına çıkıyor. Astarın ortaya saçılıyor. Virüs virüs değil, turnusol kağıdı.
Yaşamaya başladığı günden bugüne hiç savaş, kıtlık, yokluk, salgın görmemiş bir neslin evlâdı olmanın şansının farkında bile değiliz pek çoğumuz. Çat burada çat dünyanın diğer ucunda bitiverdiğimiz zamanlara, uçaklara, elektriğe, aşılara, market rafındaki şişelenmiş süte, yol kenarındaki benzinliğe, yolun asfalt, oturduğumuz klozetin seramik, pencerelerin plastik, tencerelerin çelik olmasına, çeşmeden suyun temiz akmasına alışkınız. Hâlbuki zaman makinemize atlayıp az geri gitsek, göreceğimiz bugünden çok farklı bir tablo. Sene 1880'e gitsek, her yer karanlık! Henüz ampül daha yeni keşfedilmiş. 1920'lere gitsek, İspanyol gribinden 100 milyondan fazla insan ölmüş. Virüsün yayılmasını ellerindeki telefondan takip edemiyorlar ama kendi inançlarınca defnediyorlar ölülerini. Belki bu yüzden yakıp, bir kavanozun küle çeviriyorlar.
Mesela, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yılları, 1950'lere dek veremle ve başka pek çok hastalıkla savaşla sürüyor. Konunun ciddiyetini bir düşünün! Öyle ki; dispanserlerin adı bile "verem savaş dispanseri". 50'lerde, 60'larda, 70'lerin ilk yarısında doğanların kollarını açıp bakın. Çiçek şeklindeki aşı izlerini görün. Sonra bugüne dönün, ilaç şirketlerini, aşı karşıtlarını ve virüsün geçirgen hale soktuğu hükumetleri düşünün. Çok mu kötü bir zamanda yaşıyoruz, çok mu iyi zamanlar yaşıyoruz karar verin!
Mesela, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yılları, 1950'lere dek veremle ve başka pek çok hastalıkla savaşla sürüyor. Konunun ciddiyetini bir düşünün! Öyle ki; dispanserlerin adı bile "verem savaş dispanseri". 50'lerde, 60'larda, 70'lerin ilk yarısında doğanların kollarını açıp bakın. Çiçek şeklindeki aşı izlerini görün. Sonra bugüne dönün, ilaç şirketlerini, aşı karşıtlarını ve virüsün geçirgen hale soktuğu hükumetleri düşünün. Çok mu kötü bir zamanda yaşıyoruz, çok mu iyi zamanlar yaşıyoruz karar verin!
Virüs sayesinde gördük ki, sonunda "Birliği" yazan coğrafyalar, bir birliği temsil etmiyor. Elimizde "data" var, data denen mefhumu işleyecek yazılımlar, o datayı analiz edecek kafalar var. Gelgelim, o datayı dünyadan bir araya getirecek bir birlik, bir düzen yok. Dünya birlik olup da, bu tür bir salgını takip edemiyor. Dünya sağlık örgütü bile sağlıklı veri sunamıyor Elimizde herkesin telefonundan virüse dair bilgi edilebildiği bir teknoloji var ama bilginin doğruluğu sorgulanabilir durumda. Ve bu çokça yanlış bilme hali kelimenin tam manasıyla akıllara zarar. Sosyal medya bizi bir uçtan ötekine atıyor. "FED faiz düşürdü mü şöyle olur, piyasaya para sürdüm mü böyle olur!" diye neden sonuç ilişkisine bağladığımız ekonomik kurallar bile bu zeminde çalışmıyor. Can korkusu toplumsal varsayımları ters yüz ediyor. Tıpkı marketlerdeki makarna rafları gibi.
Her salgın gibi bu da sönümlenecek. Doksanlarda AIDS ile yatıp kalktığımız günleri hatırlayın. Orta cağda kilise duvarlarına resimleri yapılarak, halka empoze etmeye çalışılan değerler: cesaret, ılımlılık, yardımseverlik; instagram, facebook ve twitter dinlerinde de vurgulanmaya devam edecek. Devletler: "Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!" demeye devam edecek. Mikroskopik boyuttaki bir varlık, inandığımız değerleri, ön tanımlı gerçeklerimizi ve en çok da dünyanın değişken, bizlerin ölümlü olduğumuz gerçeğini gözümüze sokacak. Bir gözümüz kör olsa, öteki ile bildiğimiz gibi yaşamaya devam edeceğiz. Ne Dünya düzeni, ne de bizler eskisi gibi olmayacağız. Aşikar!



Comments
Post a Comment